

Zaman zaman bizim Kırıkhan’ın has evlatlarından biri olan Mehmet Atlik’ten hikayeler, esintiler, anektotlar naklederiz. Bazı dostlar merak etmişler, sorup dururlar:
— Yahu abi, bu Mehmet beydeki cor (sohbet) ve anlatım yeteneğinin sırrı, hikmeti nedir Allah’ın seversen?
Tâbi ki dedik;
Bilindiği üzere bizim Kırıkhan yöresinde “cor” deyince akla ilk Kodallı köyü gelir. Daha doğrusu koskoca Kodallı aşireti…Derviş Paşa’nın iskanından (1865) sırasında, bugünkü Kırıkhan dahil Topboğazı’na kadar olan o geniş bölgede Kodallı aşireti; Arpalı köyünden Narlıhöbür’e kadar da Coşlu aşireti yaşıyormuş. Bunlardan Coşlular aşlanık (şaka, muziplik) ile, Kodallılar da corculukları (tatlı dillilik, lafbazlık) ile ün salmışlar.
Yani anlayacağınız, Kodallı’nın cor hikayesi öyle dünkü çocuk işi değil, kadim bir kültürdür. Biz gene de milletin bu merakını gidermek için konuyu bizzat bilenine, yani Memmed’e sorduk. “Anlatayım” dedi ve başladı konuşmaya:
— Bak oğlum! “Cor Kodallı’yı batırık” lafı, öyle havadan kapma, rastgele söylenmiş bir lakırdı değildir. Bunun öncesi var, sonrası var. Bizde corun sonu, nihayeti gelmez. Biz kendi başımızdan geçen en küçük olaylardan bile dağ gibi hikayeler üretmeyi pek eyi biliriz. Köyde bu işin bizden önceki ustaları Topçu, Mirşit ve Ali Gedero idi. Şimdilerde de, milletin dediğine bakılırsa az biraz biz varız. O saydığım ustaların sayısız hikayesi vardır, bu anlatacağım da bizim haneden…
Hikayenin kurgusu, Kârsız’ı (Ahmet Baki) kızdırmak, damarına basmak üzerinedir. Olay tam olarak şöyle cerayan etti:
Gençlik günlerimiz köyde geçti. Rahmetlik Kârsız’ın köyde ufak bir dükkanı vardı. Çoğu zaman oraya doluşur, çene çalardık. Bazen laf lafı açarken canlı olaylar yaşanır, biz de hemen oracıkta onlardan hikaye devşirirdik. Bunlardan biri meşhur ‘Döne Bacı’ hikayesidir.
Günlerden bir gün Hafız’la laflamak için dükkana doğru yürüdük. Vardığımızda baktık ki Kârsız sabah kahvaltısını etmiş, Döne bacı da sofrayı topluyor. Döne bacı bizi görünce o anaç yüreğiyle hemen atıldı:
— Döller! Allah’ınızı severseniz doğruyu söyleyin; açsanız size de hemen bir sofra kurayım, evde her bir şey var şükür, dedi.
Ben, ‘Yok bacım, istemez, biz evde atıştırdık’ dedimse de bizim Hafız, boğazına fena düşkün ya, dirseğiyle böğrüme dürttü:
— Ulan bıraksana oğlum, ne engelliyorsun kadını? Getirsin!
Hafız arkadan dürtüp, Döne bacı da teklifini ısrarla ikileyince:
— Olur madem Döne bacı, zahmet olmayacaksa getir, dedim.
Beş on dakka sonra, Döne bacı koca tepsiyi başına koymuş geldi ki, tepside kuşun sütü eksik! Bal, reçel, taze tereyağı, kaynamış yumurta, ne ararsan var… Kârsız da tırnaklarını yiye yiye tezgahın altından iki taze somun çekip uzattı. Uzattı ama nasıl uzattı? Gönülsüz, içi giderek… Ekmeği verirken de dedi ki: ‘Bakın oğlum, bu ekmekler dükkandan ama beleş; ama dahasını isterseniz parasını alırım ha, ona göre yiyin!..’
‘Tamam’ dedik…
Biz önümüze geleni afiyetle götürdük, tepsinin sıyırdık, sini ayna gibi temizlendi. Döne bacı’ya teşekkür ederken, Kârsız’ın damarına basmak için sesimi eyice yükseltip:
— Valla Döne bacı, normal şartlarda bu Kârsız denen adam, aşını ekmeği bırak günahını bile yedirmez. Amma, senin şu asilliğin, şu cömertliğin bir başka. Sen olmasan var ya, yemin billah Kârsız bu kapıdan adama bir tas su bile içirmez…
Kârsız muzurluk peşinde olduğumuzu biliyor, gözlerini belertti ama hanımının yanında ses edemedi.
Döne bacı bu laflardan eyice memnun oldu, yüzü güle güle eve doğru yürürken geri dönüp seslendi:
— Allah’ı severseniz döller, doymadıysanız bi daha getireyim, bak arkası var ha, çekinmeyin!.. dedi.
Ben gene, ‘Sağ olasın Döne bacı, inanki eyice doyduk’ dediysem de Hafız durur mu? Gene dürttü:
— Ulan aptal olma oğlum, bal karakovan balı! Söyle de getirsin, kaçırma bu fırsatı! deyince mecbur kaldım… Döne bacı tam kapıyı açıp içeri girerken arkasından bağırdım:
— Döne bacııııııı!..
Abooo, sen misin ‘Döne bacı’ diye sesleyen!
Kârsız’ın tepesinin tası fena attı. Birden ayağa fırladı, başındaki telliği (takkeyi) hışımla çıkarıp yere çaldı:
— Döne bacınızı s………..mmmmm! Eşşoğlu eşşekler, verdin avrada koltuğu, uçurdun kadını! Evde ne kadar ne yoksa boşaltır gayri önünüze; yetmedi mi ulan yediğiniz!
Aboov ki ne abov… Kıyamet koptu dükkanda!
Aslına bakarsanız Kârsız da haklı, adam bizim bu boğazımızdan usanmış, bıkmış…
Ama Allah’tan Döne bacı bizden yana çıktı. Kârsız bize oradan ağzına geleni sayıştırırken, kadın da içeriden Kârsız’a eyice çıkıştı:
— Allah’ı seversen dañsizlik etme Ehmet! Bırak yesin döller, malımız mı eksilir, n’olur sanki…
Valla, onlar çeneleşip birbirine saylaştırırken, biz Hafız’la kenardan kenardan, çaktırmadan sıvışıp tüydük.
O korkuyla da tam iki gün boyunca Kârsız’ın gözüne hiç görünmedik…
───
İşte, mesele böyle…
Biz Kodallı’da “corları” havadan kapmadık; böyle fırçalar yiyerek, böyle sahneler görerek belledik…
__
Bir tarihte gene bir eve davetliydik. Önümüze mükellef bir sofra serildi. Evin hanımına hünerimi konuşturup dedim ki:
— Vallaha bacım, senin methini çok işittiydim amma, bu kadar beşirikli olduğunu tahmin bile edemezdim. Meğer dedikleri az bile kalırmış. Misafirperverliğin, alçakgönüllülüğün bir başkaymış. Eskiler boşuna dememiş, ‘Aslanın erkeği dişisi olmaz’ diye…
Bu laflar evin hanımını nasıl etkilemişse, o günden sonra hafta sekiz cuma dokuz, yemeğe davet edilir olduk. Allah var, epeyce de nasiplendik.
Lâkin bir gün, yemekten sonra ağzımız durmadı; kadının kocasına Döne bacı hikayesini anlattım. Adamın da meğer ağzı cıvıkmış… Sen yeme içme, git hanımına anlat!
Hanım ertesi gün sabahın köründe telefonda aradı:
— Memmet edeee !..
Vaziyeti toparlamaya, lafı çevirmeye çalıştımsa da nafile, ok yaydan çıkmıştı bir kere…
Kendi dilimiz yüzünden o güzelim kısmetimizi teptik, ki bu da corculuğun yan etkileri!
Hasan Ayparlar
25 Ekim 2026



