

Muhtemelen bir spor yazısı gördüğünde çoğumuzun aklına gelen ilk şeyler bellidir: Transfer dedikoduları, hakem hataları, bizim çocukların kaçırdığı pozisyonlar… Ama müsaadenizle, ben bu yazıda yeşil sahaların, parkelerin ve o devasa skor tabelalarının biraz arkasına geçmek istiyorum. Çünkü bana göre spor, sadece televizyondan izlenen bir 90 dakikadan çok daha fazlası; hayatımızın, sağlığımızın ve en önemlisi de zihnimizin tam merkezinde.
Geçen gün yoğun bir günün ardından kendimi dışarıya atıp yürürken şunu düşündüm: Hayatın kendisi de aslında bitmek bilmeyen bir maraton değil mi? Her gün sabah uyanıyor, koşturuyor, işimizde sorumluluklarımızı omuzlamaya çalışıyoruz. Hele ki deprem bölgesinde, o zorlu coğrafyada hayatı yeniden kurmaya çalışırken bu maraton çok daha ağır. Sokaklardaki bitmek bilmeyen inşaatların, kamyonların arkasında bıraktığı o yoğun toz bulutlarının arasında hem bedenen hem de ruhen nefes almaya çalışıyoruz.
İşte tam da bu gri tablonun içinde spor ve hareket etmek, benim için sadece “fiziksel bir aktivite” olmaktan çıkıp hayati bir zihinsel sığınak haline geliyor. Attığımız her adımda, aldığımız her derin nefeste sadece günün stresini değil, zihnimizdeki o ağır yükleri de biraz hafifletiyoruz. Bedenimizi hareket ettirirken, farkında olmadan ruhumuzun da tozunu alıyoruz.
Dünyanın en iyi terapisi, bazen sadece bağcıklarını bağlayıp o kapıdan dışarıya çıkabilmektir. Ama bunun için önce çıkacak bir kapımızın, yürüyecek güvenli bir yolumuzun olması gerekir. Tam bu noktada yerel yöneticilerimize çok büyük ve hayati bir görev düşüyor. Spor alanları, yürüyüş yolları, mahalle aralarındaki küçük sahalar ya da yeşil alanlar bir şehir için asla lüks değildir. Özellikle yaralarını sarmaya, küllerinden doğmaya çalışan bir bölgede bu alanlar ekmek gibi, su gibi temel bir ihtiyaçtır. Beton binaları inşa etmek ne kadar önemliyse, o binaların arasında sıkışıp kalan çocuklara, gençlere ve yaşlılarımıza nefes alacakları alanlar açmak da o kadar önemlidir.
Yerel yönetimlerin spora ve spor alanlarına değer vermesi, aslında o şehirde yaşayan insanların sağlığına ve geleceğine değer vermesidir. Gençlerimizin o ağır toz bulutlarından, iş makinelerinin gürültüsünden biraz olsun uzaklaşıp enerjilerini yeşil bir sahada, potanın altında atabilmesi ve yürüyüş yollarında yürüyebilmesi en büyük rehabilitasyondur. Spor alanları, toplumu bir arada tutan, iyileştiren ve bize “yeniden başladığımızı” hatırlatan ortak alanlarımızdır.
Bu yazıda spora, sağlığa ve yaşama bir pencereden baktık. Bu yazının okuyucusunu harekete geçirmesi dileğiyle,
hareketle ve sağlıkla kalın.
Psikolog
Muhammed Mirac KAVŞİT
23 Haziran 2026



