

Bugün teknolojinin geliştiği, iletişimin hızlandığı bir çağda yaşıyoruz. Ne var ki, insanlar birbirine ulaşmakta hiç olmadığı kadar kolaylık yaşarken, birbirine güvenmekte hiç olmadığı kadar zorlanıyor. Telefon dolandırıcılıkları, sahte internet ilanları, sosyal medyada yayılan yalan haberler, ticarette verilen sözlerin tutulmaması ve aile içindeki güven problemleri; güven krizinin ne kadar derinleştiğini gösteriyor.
Bir düşünelim… Bir internet alışverişi yaparken önce satıcıya güvenmeye çalışıyoruz. Bir taksiye binerken, çocuğumuzu okula gönderirken, bir doktora muayene olurken, bir ustaya evimizin anahtarını teslim ederken hep güven arıyoruz. Çünkü güvenin olmadığı yerde huzur da yoktur.
Ne yazık ki günümüzde insanlar kapılarının kilidini güçlendirirken, kalplerinin kapılarını birbirine kapatıyor. Komşusunu tanımayan apartmanlar, selam vermekten çekinen insanlar, verilen sözlerin kolayca unutulduğu ilişkiler, toplum olarak üzerinde düşünmemiz gereken acı bir tablo ortaya koyuyor.
Oysa güven, büyük sözlerle değil; küçük ama sürekli davranışlarla inşa edilir. Trafikte kurallara uymak, sıraya riayet etmek, işini hakkıyla yapmak, emanete sahip çıkmak, dedikodudan uzak durmak, sosyal medyada doğruluğunu araştırmadan hiçbir haberi paylaşmamak da birer güven ahlâkıdır.
Peygamber Efendimiz (sav), “el-Emîn” sıfatını mucizeler göstererek değil; dürüstlüğü, doğruluğu ve güvenilirliğiyle kazandı. Nitekim Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Buhârî, Îmân, 4)
Hicret gecesi bunun en güzel örneği yaşandı. Mekke müşrikleri Peygamber Efendimizi öldürmek için evini kuşatmışlardı. Buna rağmen mallarını emanet ettikleri kişi yine oydu. Resûlullah (sav), Medine’ye hicret ederken Hz. Ali’yi yatağına yatırdı ve kendisine emanet edilen malların sahiplerine tek tek teslim edilmesini istedi. Kendisini öldürmek isteyenlerin emanetine bile ihanet etmedi. İşte gerçek güven budur; şartlara göre değişmeyen bir ahlâktır.
Belki de toplumun yeniden ayağa kalkması, büyük projelerden önce şu cümleyi hayatımıza yerleştirmekle başlayacaktır: “Bana güvenilebilir.”Çünkü güven; parayla satın alınmaz, makamla elde edilmez, reklamla kazanılmaz.
Unutmayalım ki güvenin ilk filizlendiği yer ailedir. Eşler arasındaki sadakat, dürüstlük ve karşılıklı saygı; huzurlu bir yuvanın en sağlam temelidir. Anne babasına güvenen bir çocuk, yarın topluma güven veren bir birey olur. Aile içinde güvenin sarsıldığı bir yerde sevgi zamanla zayıflar; sevginin zayıfladığı yerde ise huzur yerini endişeye bırakır. Bu sebeple evlerimizi sadece duvarlarla değil, doğrulukla, vefayla ve güvenle ayakta tutmalıyız.
Güven, yıllar içinde inşa edilen, bir anlık ihanetle yıkılabilen en kıymetli sermayedir. Ailede güveni koruyan toplum, geleceğini korur; toplumda güveni yaşatan millet ise birliğini ve dirliğini muhafaza eder. Rabbimiz bizleri ailesine huzur veren, çevresine güven aşılayan ve “el-Emîn” ahlâkını hayatına taşıyan kullarından eylesin. Âmin.
Mehmet Altunal
Kırıkhan ilçe müftüsü



