

Fransızlar, 23 Temmuz 1920’de Halep’i işgal ettiler. İşgalden sonra Arap kuvvetlerine karşı Ermeni milislerini kullanmaya başladılar. Bu durumdan rahatsızlık duyan Suriye halkı, Ermenilere karşı öfke duymaya başladı.
Bu gelişme, Ermenileri, Arapların bulunmadığı daha güvenli bölgelere yerleşme ihtiyacına sevk etti.
İskenderun ve çevresi bunun için yerleşime uygun görünmekteydi. Ermenilerin bölgedeki varlığı Fransız siyaseti ile de örtüşünce, plan uygulamaya kondu.
İlk iş, Belen’deki kaza merkezini Kırıkhan’a nakletmek oldu.
Taşnaklardan oluşan ermeni iskan komitesi aracılığıyla, onar yirmişer kişilik gruplar halinde İSKENDERUN ve ÇEVRESİNE ERMENİ GÖÇÜ BAŞLATILDI. Böylece buralarda meskun Ermenileri sayısı on beş kat arttı.
Ermenilerin örtülü hedefleri, sancağı Suriye Birliğinden ayırdıktan sonra bağımsız bir bölge oluşturmak ve Türkleri “TEDRÎCÎ HULÛL” politikasıyla saf dışı bırakarak, burada küçük bir ERMENİSTAN kurmaktı.
Bu amaca ulaşmak üzere Ermenilerin Türkler aleyhine uyguladıkları PROGRAMIN MALÎ PORTRESİ daha da önemlidir. Program “TÜRKLERİ YOKSULLAŞTIRMA” siyasetine dayalıdır.
Öncelikle önemli kademelerdeki memurlar, giderek memurların tamamı, gayrimüslimlerden seçilir. Böylece şikayet mercileri kontrol altına alınır.
İkinci adım, vergi sistemindeki değişikliktir. Yeni sistem, “MAKTUA” sistemidir. Bu sisteme göre “tarh” edilen vergilerinin ödenmesi nerdeyse imkânsızdır. Eskiden gelirin yüzde onu “aşar” vergisi olarak alınmakta iken, şimdi, “taktir komisyonları” aracılığıyla arazi verimleri önceden belirlenmekte, köylü, mahsulün tamamını verse bile karşılayamayacağı biçimde borçlandırılmaktadır.
Şikayetler sonuç vermez. Şikayetçi olmaya cesaret edebilenler, “tahsildar kırbacı” yada “milis dipçiği” ile susturulur. Köylü “çitini-çubuğunu” satmak zorunda bırakılır.
Bu dönemin acıları, yöre doğumlu şair ALİ YÜCE ’nin bir şiirine şu dizilerde yansır:
“Ben küçüktüm;
Atatürk’ bilmiyordum daha,
Türk olduğumu bilmiyordum,
Anımsarım, sılanın gurbet olduğu günleri,
Üç frank vergi için babama;
Yüz kırbaç attı, Fransız tahsildarı.
KIRIKHAN KAYMAKAMI SITKI BEY, maktua sisteminin bir parçasıdır. Makamına ulaşabilenleri kovabilecek kadar pervasız olan bu kişi, bir Ermeni’yle evlidir. Uzun süre Türkler aleyhine casusluk yapmıştır ve ödülü Kırıkhan kaymakamlığıdır.
Bunun yanısıra, HAÇADOR Ağa, MİSAK Bey gibi Ermeni ileri gelenleri, köylüye, arazi karşılığı YÜZDE YÜZ FAİZLE BORÇ vermeye başlamıştır. Köylü aldığı borç parayla vergisini ödedikten sonra, ancak yeni ekim dönemi için toprağa sığacak kadar tohum alabilmekte, buna karşılık borcu her yıl katlanarak büyümektedir. Borcu elindeki tarlanın bedelini geçmiştir. Böylece Kırıkhan ve Reyhanlı’daki araziler giderek el değiştirmeye başlar ve köylü kendi yurdunda yurtsuz kalır.
Haçador Ağa, Misak bey satılan hemen her tarlanın ihalesine girmektedirler. ÇATALTEPE Köyü Haçador Ağanın eline geçer. Altunyan eskiden Kamberli köyü, sonraları DURMUŞ DEPO ÇİFTLİĞİ adıyla bilinen yerdeki sekiz bin dönümlük araziyi, satın alır ve son derece modern bir mandıra kurar. Bu arada SOĞUKSU ve ÖZKIZILKAYA Köyleri de Ermenilerin kontrolüne girmiştir.
Birkaç yıl önce, doksan beş hane ve beş yüz elli Ermeni’yi barındıran Kırıkhan, artık dört bin beş yüz Ermeni barındırmaktadır. Kırıkhan, bütün teşkilâtı ve şerâitiyle bir Ermeni kolonisi olma yolundadır.Tedrîcî Hulûl sessiz sedasız gerçekleşmektedir. Ve İskenderun Sancağı Suriye’den koparılmak üzeredir.
Ancak Anadolu’daki GENÇ CUMHURİYETİN GENÇ LİDERİ ATATÜRK tarafından Kararlılıkla ve adım adım hayata geçirilen HATAY SİYASETİ bu gidişi değiştirilecek; Hatayla birlikte Kırıkhan da kurtarılacaktır.
İşgalci Fransız birlikleri Hatay topraklarını terk ederken, Kaymakam Sıtkı Bey Suriye’ye iltica edecek, adı Hatay kurtuluş tarihinde hain olarak anılacaktır.
KAYNAK : Dr Hasan Ayparlar ; Bazı yönleriyle Kırıkhan; Kültürofset Basımevi, 2002,.


