reklam
reklam
DOLAR
EURO
STERLIN
FRANG
ALTIN
BITCOIN
reklam
Hasan Ayparlar TÜM YAZILARI

BİR KODALLI- ÇOŞLU YARIŞI (Kodallı’nun ‘Cor’ Ustalığı üstüne)

Yayınlanma Tarihi : Google News
BİR KODALLI- ÇOŞLU YARIŞI (Kodallı’nun ‘Cor’ Ustalığı üstüne)
reklam

Bundan yüz elli iki yüz sene evvel, Amuk ovasında atalarımız aşiret hayatı yaşarmış. Bunlardan Kodallı aşireti ağzı laf yapan, coru (sohbeti) bol bir aşiretmiş. Komşuları Çoşlu aşireti ise coşkulu, aşlanığı (şakacılığı) ile bilinirmiş.

Gel zaman git zaman, bu iki komşu aşiret arasında bir iddia peydah olmuş. “Kim daha iyi konuşur, kimin çenesi daha kuvvetli?” diyerekten bir söz yarışına karar verilmiş. Kural şöyle: Sözü ağzına alan hiç durmayacak, “ee, ıı” demeyecek, lafı kesintisiz bir iplik gibi eğirecek. Kim duraklar da lafı kaptırırsa, yenik sayılacak.

Yarışma günü koca bir kıl çadır kurulmuş. Ovanın dört bir yanından gelen ahali çadıra doluşmuş. Hakem heyeti sedire kurulmuş, yarışmacılar baş köşeye alınmış. Konuşma sırası için kura çekilecekken, Çoşlu konuşmacısı, biraz da ekâbirlenip:

– “Hele başlasın bakalım Kodallı’lı” demiş.

İçinden de “Nasıl olsa lafı kaparım” diye geçirirmiş.

Kodallı’lı bir başlamış, pir başlamış! Amik Ovası’ndan girmiş, Gavur Dağı’ndan çıkmış. Meseleden meseleye öyle bir geçiş yapıyor, öyle bir anlatıyor ki, çadırdakiler ağzı açık dinliyor. Bizim Çoşlulu ise pusuya yatmış kurt gibi nefesini tutmuş, herifin tıkanacağı, nefes alacağı o tek ânı gözlüyor. Lakin ne çare! Kodallılı coştukça coşuyor, çene motor gibi işliyor. Bu arada geçen zaman bir buçuk saati devirmiş, ikiye dayanmış…

Çoşlulu, “Yahu ben bu herifin lafını nasıl keserim?” diye kurarken, Kodallılının kuşağından tabakasını çıkardığını görmüş. İçinden, “Aha! Şimdi yakaladım seni. Tütün kağıdını elbet yalayacaksın, o ara ağzın kapanmaz mı? O zaman lafa bir çökerim ki!..” diyerek herifin kağıdı tükürükleme anını kollamaya başlamış.

Kodallılı sigarayı parmaklarının arasında çevirirken, lafı da aşiret usulü bir askerlik anısına getirmiş:

– “Yahu arkadaşlar, asker arkadaşımın köyüne vardım. Köy yabancı, evini bilmem. Ortalıkta in cin top oynuyor, soracak bir Allah’ın kulu yok. ‘Kör talihim’ deyip ne yapacağımı düşünürken, karşıma koca bir it sürüsü çıkmasın mı?! Başıma üşüştüler. Dedim ‘bir taş alıp fırlatayım; yere eğildim ki toprakta çakıl taşı bile yok! Derken, o koca itlerin hepsi birden üstüme, ‘Ülülülülülüüüppp’ diye saldırmazlar mı…”

Ve, tam bu anda, tütün kağıdını bir baştan bir başa diliyle yalayıp yapıştırmış! Ne konuşması kesilmiş, ne lafı bölünmüş!

O kadar pusuda bekleyip yine de lafı kapamayan Çoşlulu, öfkeden küplere binmiş. Kan beynine sıçramış, oturduğu kilimin üstünden ayağa fırlamış:

– “Ulan senin yapacağın yarışmayı da… Senin o askerlik arkadaşını da, onun doğduğu köyü de, o köyün üren itlerini de… Ulan senin tütün kağıdını da, senin dilini tükürüğünü de… O ‘Ülülülülüüüppp’ diyen ağzını da…” diyerekten basmış kalayı, söve söve çadırı terk edip gitmiş.

O gün bugündür derler ki; yedi iklim dört köşede, Kodallı’nın lafının üstüne laf söyleyecek bir babayiğit çıkmamış. Rivayet de o ki, Kodallı’nın bu ünü, ta pâyitahta, padişahın kulağına kadar varmış.

Hasan Ayparlar
26 Ekim 2026

reklam