

Yüzyılı aşkın bir ömür sürmüş, hoş sohbet biriydi. Sesi de güzeldi. Havasına girince eli kulağa atar: “Gene Tuttu Gavurdağı boranı” diye başlardı. Düğünlerde, halayın başına durduğunda oyunun hakkını verirdi…
Çamsarı köyünde kiminin “Muhtar Müdür,” kiminin “Müdür emmi” diye andığı Süleyman Atasoy’dan söz ettim…
____
Müdür emminin hikayeleri tükenmez. Başından geçmeyen de kalmamıştır. Bir tarihte de şöyle bir olay yaşamış:
“ Ben bu köyün muhtar olarak 23 sene kahrını çektim, Hasan yeğenim…Yaşadığım zahmetler saymaklan bitmez…Bir seferinde Necip’in Kırıkhan’da bir “dapı” işi vardı. Dayı birlikte gitmemiz lazım dedi. Gidelim dedim. Mevsim kış, hava yağışlı, her taraf çamur…Yol desen, hak getire. Bu nedenle daha evden çıkmadan evvel şalvarı çıkarıp torbaya koydum.
Yayan yapıldak yola düştük. 🌧️👣. Çataltepe’nin orada bir su var. Suyu geçtik. Şalvarları giyinip asvalta yürüyeceğiz. Ama, o da ne?.. Benim şalvar yok. Torbayı didik didik ettim; Sağa sola baktım, yok… Necip’e sordum. O da;
* “Dayı suyu geçerken düşürmeyesin ha!” deyip matraklık yaptı.
Şalvardan umudu kestim. Geri dönsen olmaz, gitsen hiç olmaz. Ne yaparım ne ederim diye düşünürken, aklıma “Torun köyünde yeğenlerim geldi. Onlara uğrar bir şalvar alırım,” dedim. Dedim ama utandım, köye giremedim. Çaresiz yürüdük. Bir umudum Abdal Cemil de. O zaman “Apdallar” Kırıkhan”ın alt tarafında çadırlarda oturuyorlar. Cemil”in çadırına vardım. Amanat bir şalvar istedim. Cemil dedi ki:
* “Gadañı alsın Müdür ağa. Yeni dikilmiş bir şalvarım var ki gıcır gıcır, daha osu… değmemiş!” 😁
Şalvarı giydim, çarşıya çıktık. Necip bazı işleri için ayrıldı. Ben ilk iş terziye uğrayıp yeni bir şalvar siparişi verdim. Sonra da Necib’i beklemek üzere kahveye gittim. Kahvede biraz zaman geçtikten sonra gelen tanıdıklar; “Keferet ola Müdür!“ demeye başladılar.
* Hayrola, Ne var? dedim.
Ohoo!..Meğer bizim Necip, önüne gelene söylemiş. Rahmatlık şakacıydı, muzipliği severdi. Rastladığı tanıdıklara: “Suyu geçerken şalvarı suya kaptırdı, az kalsın kendi de boğuluyordu,” diye işi biraz da süslemiş.
Neyse…Bununla kalsak gene iyiydi. Bir müddet sonra da Cemil geldi. Kahvenin orta yerinde:
* “Müdür ağa, şalvarı daha diktirmedin mi? Şu amanatımızı alsak eyi olur!” demesin mi?
Masada oturan arkadaşlardan biri: Hayrola Cemil, ne amanatı? Deyince de Cemil:
– Habarıñız yok mu, ağalar? Müdür ağam Kırıkhan’a gelirken yolda şalvarını suya kaptırmış…Benden amanat şalvar istedi, ben de verdim. Üstündeki şalvar benim, dedi.
Gel şu rezilliği temizle… ”Ulan, lanet olsun sana da şalvarına da,” dedim ama, olan da oldu. Bir taraftan Necip, bir taraftan Cemil kepaze ettiler bizi…
Sonunda Kırıkhan’da işimiz bitti. Terziden şalvarımızı alıp Cemil’in amanatını da verdip köye döndük. Eve vardığımızda bu defa da Hüsne;
* “Müdür, sabah çıkarken şalvarı evde unutmuşsun, nasıl ettin donca demez mi?
Al sana bir rezillik daha…
İşte böyle Hasan yeğenim. Rezillik, rezillik üstüne. Milletin hizmetinde ömrümüz işte böyle geçti.
Zordu…Ama güzeldi. ❤️
——–
Müdür Emmi’nin bu hikayesi, aslında geçmişin samimi dünyasına ışık tutan değerli bir hatıradır. Geçmişteki köy insanlarının ne kadar içten bağlarla bir arada yaşadıklarına güzel bir örnektir. Müdür Emmi’nin “Zordu… Ama Güzeldi” sözü de, o dönemin tüm özetidir: Çamurlu yollar, dondurucu kışlar ve maddi imkansızlıklar hayatı ne kadar zorlaştırsa da, insan ilişkilerindeki içtenlik ve manevi zenginlik…İşte bu şartlar o günleri unutulmaz kılmıştır. Hikayede adı geçenler ve tüm geçmişlerimize rahmetler olsun.
Anlatan: Süleyman Atasoy
Derleyen: Hasan Ayparlar
Yazım Tarihi: 2008, Kırıkhan.
Güncelleme : 31 Eki, 2026
Resim Temsilidir.
#Kırıkhan #YaşanmışHikayeler #ÇamsarıKöyü #MüdürEmmi



